Yunanistan’da Türk eğemenliğnin araştırmasına adanmış uzun bir eğleşme dolayısıyla ,Serez’de Şeyh Bedreddin’in 1416 yılı güzünde cür’etkâr planlarının cezasını hayatiyle ödemek zorunda kaldığı yerde bir çok günler geçirmek olanağı buldum. Son zamanlarda Bedreddin’e gösterilen ilgi ve verilen önem karşısında, Serez’de gözlerim üstüne kısa bir bildir , belki de yerinde olacaktı . büyük Kadıaskerin ve engin hukuk bilgininin anısı Serez’in şimdiki yerlilerinden silinmiş gibidir .
En yaşlı Yunan Serezliler hiçbir bilgi vermeyip bana
yalnızca eski bir Türk mahallesinin << Bedreddin Bey>>
adıyla anıldığını bildirdiler, nerede olduğunu ise hiç kimse
bana söyleyemedi. Sonradan bu Bedreddin Bey’in ünlü Şeyh
adaşından tamamıyla başka bir kimse olduğu anlaşıldı.
Tamamıyla tesadüf olarak , bu gün Venizeloz adı verilen ana
yoldan bir geçişimde kendine vergi biçiminden yeniden tanıyıncaya
dek hiç kimse bana türbenin kendisini gösterebilecek durumda
değildi. Türbe, tamda eski Türk çarşısında , böylece muhakkak
ki idam alanının yakınında alçak satış barakalarının
arkasında gizlenmiş duruyordu. Üstünde piramit biçiminde bir
külah taşıyan ,dört köşe aşağı yukarı dört 4 metre kare
tutan yapıdan ibaret İran ve küçük Asya’dan bildiğimiz
Selçuklu kümbetlerinin aynıdır. Türbeye giriş öbür yönde ,
güney yönündedir ; bu girişte bu gün bir demircinin demir
yığınlarıyla oturduğu , tamamen yabanı otlarla kaplı bir
bahçeden gidiilir. Yukarısında yazıtı bilinen bir levhanın izi
açıkça görülür. Levha sökülüp götürülmüştür.
Türbenin içi ,demirci atölyesi için depo diye
kullanılmaktadır; çıplak ve hemen hemen karanlıktır. İki
yerlinin bir Yunanlının ve öbürleri gittikten sonra geride kalan
bir Türkün ağzından halk geleneğini dinlemeyi başardım
.Yunanlı şu demirci ,yalnızca Şeyh Bedreddin’in bir çok yüz
yıl önce tutuşturduğu toplumsal hareketi biliyordu .türbenin en
yakındaki kaderi üzerinde verdiği bilgiler daha ilginçti .Türk
ahalinin 1924 te <Mübadele>> yoluyla Serez’i hem de göz
yaşları içinde terk etmesinden önce ,bir takım Türkler ,ihtimal
ki dervişler türbenin içini kazıp Şeyhin kemiklerini güvenliğe
almaya giriştiler .Bunun için yöneticilerin onamını aldılar
Ve gerçekten belli derinlikte , söylendiğine 50,75
cm derinlikte , Bedreddin’in ölüsünün kalıntılarını
önemsiz kemik parçacıkları şeklinde buldular . her halde ölünün
durumu açık seçik olarak görülebiliyordu; mezarı açanlar
cesedin durumunun beklenmiş oldukları gibi olmadığını görünce
, derin bir üzüntüye kapılmış olacaklardır. Bu konuyu daha
ayrıntılı olarak araştırmamışsam da oldukça güvenle , ölünün
Mekke’ye <<yöneltilmiş >> olmayıp çapsal(kutri)
olarak gömülmüş bulunduğunu kabul edebilirim. Kemikler mezar
toprağı ile birlikte mâdeni bir sandukaya konuldu ve
söylenildiğine göre İstanbul’a Fatih camii’ne götürüldü
.Bu bilgileri bir Türk de yani (pek çok emlek sahibi ve akar sahibi
bir kimse olan Miralay Mahmut Beyin oğlu Serez’de doğup yetişmiş
bulunan Alemdarzade İsmail Bey de doğruladı .o kentin Türk
geçmişi konusunda hayli bilgisi olan ,Türk egemenlini kalıntıları
teker teker bana göstermek ve kendi yordamınca açıklamak için
benimle birlikte bütün gün kızgın güneş altında Serez’in
bütün mahallerini dolaşan tek Müslüman’dı. Kendi ağzından
bir takım pek eski gaaziler’e ilişkin türküler not ettiğim
bu az öğrenim görmüş adam (kendisi sürekli olarak öğrenimini
eksikliğinden yakınıyordu) bana Bedreddin Sultanın (onu
münhasıran böyle anıyordu.) bir padişah ve büyük bir evliya
olduğunu anlattı .sultanla çatışması üstüne ancak seçik
olamayan bilgiler verdi. Serez’deki bütün tekkeleri ve evliya
mezarlarını pek iyi bilen İsmail Bey ,hangi tekkenin büyük
Şeyhin geleneğini koruyup sürdürmüş olduğu yolundaki sorum
üzerine ,gerçektende bunun türbenin ardında bulunup
kalıntılarıda şimdi de açık seçik olarak görülebilen bir
Kadiri tekkesi idiği cevabını verdi .Bu tekke savaş sırasında
1913 yılında 28 Hazirandaki büyük yangında harap olmuştu
;dervişler o zamandan beri , tekke harabesinin hemen yanındaki
kırmızı sıvalı özel bir binada oturuyorlardı. Öbür
ahaliyle birlikte 1923/24 yılında Serez’i terk etmişler ,sahip
oldukları her ne kadar kitap yazma varsa, hepsini alıp birlikte
götürmüşlerdi. Bir çok yerlinin tahmin ettiğine göre , çarşı
yolunun ardında türbenin yakın çevresi bir çok yıldan beri
bakımsızdı türbenin kendisine de saygı gösterilmemiş tersine
pek az saygı değer amaçlar için kötüye kullanılmıştı.
Çarşının ardında , bu gün tamamiyle
YİTMİŞ OLAN PEK BÜYÜK Türk mezarlığı (Orta
mezarlık )uzanıyordu. Şimdiye kadar hiçbir mezar taşı muhafa
edilmemişti. İşte bu mezarlığın kuzey ucunda şeyhin türbesi
yer alıyordu.

No comments:
Post a Comment